Polimer dünyasına değer katan iki değerli ismin, Dr. Peyman Ezzati ve Hüseyin Torun, M.Sc.'nin çalışmalarından esinlenerek, polimerlerde hasar ve kırılma sürecinin neden daha fazla konuşulması ve araştırılması gerektiğine dikkat çekmek istedim. Bu çalışmalar beni basit ama önemli bir soruya götürdü.
Bir polimer gerçekten kırıldığı anda mı kırılır?

Yoksa biz sadece çok daha önce başlamış bir sürecin sonucunu mu görüyoruz?

Bu ayrım bana göre önemli.

Çünkü eğer kırılma bir başlangıç değil, sonuçsa; o zaman asıl araştırılması gereken şey kırılmanın kendisi değil, kırılmaya kadar geçen hikâye olabilir.

Peki hasar ne zaman başlıyor?

Belki gözle gördüğümüz ilk çatlakta değil.

Belki malzemenin moleküler yapısında, zincirlerin hareketinde, morfolojisinde veya üretim sırasında oluşan çok daha küçük değişimlerde başlıyor.

Biz ise çoğu zaman sonuca bakıyoruz.

Malzeme kırılıyor.

Parça görevini yapamıyor.

Üretimde beklenen performans alınamıyor.

Ve malzeme atık olarak ayrılıyor.

Eğer hasarın nerede ve nasıl başladığını daha erken anlayabilirsek, onu başlamadan önce durdurabilir miyiz?

Dayanıklılığı artırmak gerçekten ne demek?

Bir polimerin dayanıklılığını artırmak dediğimizde genellikle aklımıza malzemeye yeni bir özellik kazandırmak, bir katkı kullanmak veya farklı bir kimyasal yapı oluşturmak geliyor.

Ama acaba başka bir yol daha olabilir mi?

Örneğin aynı polimeri farklı bir üretim yöntemiyle oluşturmak...

Zincirlerin ve morfolojinin oluşma biçimini değiştirmek...

İç gerilimleri azaltmak...

Hasarın başlamasına neden olan koşulları üretim aşamasında mümkün olduğunca ortadan kaldırmak...

Bu durumda malzemeye mutlaka yeni bir şey eklememiz gerekmeyebilir.

Belki bazen mesele, malzemeye ne kattığımızdan çok onu nasıl oluşturduğumuzdur.

O zaman daha dayanıklı bir polimer ne demektir?

Sadece daha yüksek çekme dayanımına sahip olan mı?

Daha yüksek darbe dayanımı gösteren mi?

Yoksa hasarın başlamasını daha uzun süre geciktiren mi?

Bence burada bakış açısını biraz değiştirmek gerekiyor.

Çünkü bir malzemenin ilk gün sahip olduğu mekanik özellikleri ile kullanım ömrü boyunca hasara karşı nasıl davrandığı aynı şey değil.

Bir malzeme başlangıçta çok güçlü olabilir. Ama hasar mekanizması hızlı ilerliyorsa kullanım ömrü beklenenden kısa olabilir.

Başka bir malzeme ise daha mütevazı başlangıç değerlerine sahip olmasına rağmen hasarın ilerlemesini çok daha uzun süre geciktirebilir.

Bu nedenle belki de gelecekte yalnızca "Bu polimer ne kadar güçlü?" diye sormak yerine:

"Bu polimer hasara karşı nasıl davranıyor?"
Polimerlerde moleküler yapı, morfoloji, hasar, kırılma ve yaşam döngüsünü gösteren infografik
Polimerin kırılmaya kadar geçen hikâyesi: moleküler yapıdan gözle görülür sonuca.

Peki hasar oluştuğunda polimer kendisine cevap verebilir mi?

Bu soru artık yalnızca teorik bir düşünce değil.

Kendini iyileştiren polimerler üzerine uzun süredir araştırmalar yapılıyor. Bu alanda dinamik kovalent bağlar, supramoleküler etkileşimler ve başka fiziksel/kimyasal mekanizmalar kullanılarak malzemelerin hasar sonrasında özelliklerini yeniden kazanması araştırılıyor.

Burada beni asıl ilgilendiren ise bir sonraki soru:

Polimeri kırıldıktan sonra onarmaya çalışmak yerine, onu hasarın başlangıcına karşı daha dirençli hale getirebilir miyiz?

Hatta daha ileri gidersek:

Malzemenin kendi yapısı, oluşan hasara cevap verecek şekilde tasarlanabilir mi?

Bugün dinamik kovalent bağlar ve supramoleküler yapılar üzerine yapılan çalışmalar, polimerlerin moleküler düzeyde daha dinamik ve bazı durumlarda kendini iyileştirebilir davranışlar gösterebileceğini ortaya koyuyor.

Bunlar elbette klasik PE veya PP gibi her polimere doğrudan uygulanabilecek hazır çözümler anlamına gelmiyor.

Polimeri yalnızca pasif bir malzeme olarak düşünmek zorunda değiliz.

Ve sonra sahadaki çok basit bir gerçek karşımıza çıkıyor.

Bir polimer malzeme satın alıyoruz.

Üretime sokuyoruz.

Beklediğimiz sonucu alamıyoruz.

Parça ölçüyü tutmuyor, yüzey problemi çıkıyor, mekanik performans bekleneni vermiyor veya başka bir nedenle üretimde kullanılamıyor.

Malzeme bizim için artık değersiz hale geliyor.

Ve çoğu zaman atık olarak ayrılıyor.

Fakat aynı malzeme doğaya çıktığında hikâye bir anda değişiyor.

Polimerin üretimde birkaç dakika içinde "işe yaramaz" kabul edilmesi, onun çevrede aynı hızla ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Birçok geleneksel plastik çevresel koşullarda çok yavaş parçalanabiliyor ve bu nedenle plastik atıkların uzun süre çevrede kalması önemli bir sorun oluşturuyor.

Bir malzeme kullanım sırasında istediğimiz performansı gösteremediği için atık oluyorsa, neden kullanım sonrasında da aynı malzemenin bu kadar uzun süre dayanıklı kalmasına izin veriyoruz?

Belki burada iki farklı problemi aynı anda düşünmemiz gerekiyor.

1. Malzemenin kullanım ömrünü nasıl uzatabiliriz?
2. Kullanım ömrü sona erdiğinde malzemenin yaşam döngüsünü nasıl daha kontrollü hale getirebiliriz?

İlginç olan şu ki, bu iki soru birbirinden tamamen bağımsız olmayabilir.

Malzemenin moleküler yapısını, morfolojisini ve hasar mekanizmasını daha iyi anlayabilirsek; dayanıklılığı artırmanın yanında, kullanım sonrasında geri dönüşümünü, yeniden işlenebilirliğini veya kontrollü dönüşümünü de aynı tasarım mantığının bir parçası haline getirebiliriz.

Peki bütün bunların cevabı bugün elimizde mi?

Hayır.

Ben zaten bu yazıyı bir mühendislik çözümü önermek için yazmıyorum.

Bir kimyager veya polimer mühendisi değilim.

Benim baktığım yer daha çok saha.

Malzemeyi satın alan, üretimde kullanan, performansını takip eden ve sonunda o malzemenin ne olduğunu gören taraftayım.

Bu nedenle burada bir sonuçtan çok bir soru ortaya koymak istiyorum:

Polimerlerin geleceğinde asıl gelişme, malzemeye sürekli yeni özellikler eklemekte mi olacak; yoksa mevcut moleküler yapıyı ve üretim yöntemini daha iyi anlayarak hasarın başlamasını ve ilerlemesini kontrol etmekte mi?

Belki de geleceğin daha dayanıklı polimeri, sadece daha güçlü olan polimer olmayacak.

Belki daha önemli olan;

hasarın ne zaman başladığını bilen,

hasarın ilerlemesini geciktirebilen,

gerektiğinde kendisini onarabilen

ve kullanım ömrünün sonunda da nasıl geri kazanılacağını veya kontrollü biçimde dönüştürüleceğini bildiğimiz bir malzeme tasarlayabilmek olacak.

Belki de bir polimer kırıldığı anda kırılmıyor.

Belki kırılma, çok daha önce başlayan bir hikâyenin yalnızca son cümlesidir.
İlham Kaynakları
Polimerlerde hasar ve kırılma sürecine farklı perspektiflerden bakmamıza neden olan Dr. Peyman Ezzati (Polimer Bilim İnsanı) ve Hüseyin Torun, M.Sc. (Polimer Mühendisi)'nin değerli çalışmalarına aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.

Dr. Peyman Ezzati – LinkedIn Profili
https://www.linkedin.com/in/peyman-ezzati/

Dr. Peyman Ezzati – İlgili paylaşım
https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7498039123425964032/

Hüseyin Torun, M.Sc. – LinkedIn Profili
https://www.linkedin.com/in/h%C3%BCseyin-torun-m-sc-b6384016a/

Hüseyin Torun – İlgili paylaşım
https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7493556062080466944/

Bu yazı, yukarıdaki çalışmaların ortaya koyduğu düşüncelerden esinlenerek, konunun daha geniş bir çevrede tartışılmasına katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.